İnsan vücuduna empoze edilmiş yüce bir duygunun adı;Sevgi ve buna en güzel şekil veren hissin adıdır;aşk.Aşk bazen çok garip geldiği gibi bazende çok basit gelebiliyor.Karşı tarafın lehine hayatının tümünü adayabilen nitekim uğruna(günümüz için geçerli değil)canını bile verebilene,zor durumda kalıp ardını düşünmemeye,kaybetme korkusuyla hiçbir şeyi kazanamamaya,sahip olmak için kendinden bile saklamaya,geleceğe dair prensiplerine ortak olmayı öngördüğün kişi için gözünü kırpmamaya,fedakarlık,vefalık,cefalık v.b duygu dolu terimlerin yer aldığı senaryonun sahnesidir aşk.
Aşk budur bu olmasına ama bide yaşayıp-yaşanamayan aşklar vardır.Tek taraflı yaşanabilen"modernleşmiş platonik aşk" ve yine inkılaplaşmış halk terimiyle"çifte kumrular"...Şu hususu da eklemek lazım"çifte kumrular olup bir tarafın kırılan kanat sonucu,tek taraflıya dönmesi"...Acı,tatlı ve masum...
Aşkın geçilmesi gereken görevleri arasında,duygusal bağın temeli icra eder.Yani doğuştan gelen özelliğin diyerek açıklamış olursak,altını çizerek söylüyorum karakteri,kişiliği has olanlar için;"tereyağından kıl çekmesi" kadar kolay olan durum,sadece kendi duygularının çıkarı için;"yaşayan şahsiyeti bozuk haysiyetsizler içinde" ne kadar şaşırtıcı olsa da,kolaydır...Nitekim görev geçilir geçilmesine ama ileride son bulamayan görevler için,muhakkak sonucu ortaya çıkar.Ne yazık ki yüzsüz insanlar yakayı ele verse de onların yüzünü hiçbir zaman göremezsiniz.
Aşkın bir ortak mevzusu da "umuttur".Umut yaşayanabilecek hayallere tutulan ışıktır,iki köprünün birbirine birleşmesi,kalbin kalbe kördüğümü,yaşam standartlarının en üst seviyesine huzurla ulaşabileceğinin temennisi,tüm zorluklara karşı el ele göğüs germesidir.Bunu platonik de çifte kumrularda yaşar.Çünkü aşkı büyütmek için;umut ekmek farz niyetinde durumdur...
Aşk için yazılabilecek çok şey mevcut ama yaşanabilecek kalbi bulmak tarihe adını altın harflerle yazmak kadar zordur.Aşkta üzülecek konu varsa sanırım umutların yitirilmesidir.Eğer sevmiyorsan veya sevmeyecekseydin,niye umut dolu gözlerle baktın isyanını yaşamaktır.Kısaca insanın duygularıyla oynamak dünyadaki en ağır günah ve çekilebilecek cezanın hükmünün bile olamaması kadar adaletsizleşmesidir.İşte buraya tüm insanların arayıpta bulamadığı güven duygusu girer ve bundan sonra yaşadığı tüm kir-pas olaylardan etkilenerek,bir volkanik patlama sonucu tüm duygularının tüm dünyayı sevebilecek kadar büyük yüreğe sahip olduğu sevgisini artık hiçbir şey için gülmeye yada o istediği mutluluğa bilhassa mutlu olamamaya mecali kalmaz.Yorgunluk tüm dünyanın ağırlığı hissettirir üstünde,bana ne oldu da bu kadar hassaslaştım soruları damarlarında gezen kanı karıncalaştırır.Besin kaybı,biyolojik zaman ve çevresinde gerçekleşen tüm olaylar bunun ona en acımasız hediyesidir.Gün geçtikçe ileri adım atan düşüncelerin inançsızlaşması senaryonun başrolü olur.Malum başaramamanın yarısıdır ve tam değilde yarım-yarım erirsin,yeniden başka biri olana kadar.Bunların hepsini yahut benzerini yaşadıysan bi nebzede olsa tadıp takmışsındır anıların madalyasını kolye gibi zihnine.Eğer bunları yaşayıpta bir kişi uğruna bu olanları suçlayıp bütün insanlardan çıkardıysan sen aşkı tatmayı bırak harbiden yaşamışsındır...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder