Tükenmişlik sendromu her vaktin tüm insanları yoran pazartesi günü sanki günlerin kollarını sıvarken pazar gününü avuçlarında yıpratarak çekmesi gibi...Kötülüğün yada iyiliğin içimizdeki yeri ,ona bırakılan miras bize ait.Özgürlüğümüz düşüncelerimizde geniş ve hislerimiz hiç bir zaman kısıtlı değil,en büyük kozumuz ise içimizin bir yerlerinden bize haykıran o ses.Kontrol bizim ellerimizde,silahımız ise ruhumuzun bürüdüğü renk;Siyah,mavi,kırmızı yahut gri.Peki ya senin rengin ne ?
Sıradan insanlar gibi,kendime ait olan hobilerimin üzerinde zaman harcamak keyif verici,paylaşmak ise her zaman güzel.Sayfama göz atıp,güzel fikirlere sahip olan insanlara sonsuz teşekkürler :)
1 Haziran 2017 Perşembe
SENİN RENGİN HANGİSİ ?
Bir yara içimizde her gün beslenen ve tedavisi zamana bırakarak yapılan en güzel teselli.Günün ve gecenin birbirine karıştığı alemde tüm ışıkları karanlığa teslim edilen,tarifsiz duyguların zirvesinde verilen mücadele.Kazanmak yada kaybetmek,her iki terimin rafı tecrübede.Onlarca hikaye,kimi benzer birbirlerine kimi farklı birbirlerinden.Karmaşıklık bir sarmaşık gibi bedende,tepkileri ağır ve acı bir şekilde fiziki yetersizlik.Tonu koyu,derinlik mesafesiz ve bi ton sessizliğin ağırlığı...Yaranamamak yara gibi tam göğüs kafesimiz de,hepimiz kendi içimizdeki koğuşa mahkumuz.Kabullenişimiz raks ederken demir parmaklıklara,çaresizliğin adımları volta atarken eşlik ediyor tesbih tanelerine.Kurtuluş,ceza,mahkum,infaz,yargı bu küçük dünyaların içinde büyük bir mezar...
18 Mayıs 2017 Perşembe
KARIŞIK
İnsan ruhunun ortalama 23 gram ağırlığındaki bir hacmi ömrü boyunca taşıyabileceği durumlara bu kadar yük etmesi kadar bir ironi hayatın,yakalayabileceğin tüm zevklerin kapısında nöbetçi duran azrailine kadar karmaşık olan bir dünyada,evreni dolduran yıldızlarına kadar.Kirli bir paspas gibi kurgular ve sürüsüyle ayak izleri,direksiyonsuz araba,emliyet kemerine bağlı kelepçe gibi beden,rota uçurum boyu hedef sert kayalıklar.Neden siyah bulutlar diye sormadan,beyaz şemsiyeyi açmak ? Önden buyurun,naziklik sahtelikte,gerçeklik bir cömert kadar sonsuz teklif,göçebe,uzun ve bi o kadar soğuk.Tahminlerin altında bir beden,kemikleri kırılırcasına klostrofobi hastalığı,karıncalar geziyor ve sineklerin ziyafeti.Aslı varoluşundan beri tutkun olduğuna kavuştuğu vakit,mükemmel bir bütünleşme,tepkisiz zamanı çürütüyor,gün geçtikçe ona benziyor,yağmur tuzu,güneş ruhu,tanrı oyunu.23 gram eksiklik dünyadan,bir ölüm çizgisi kadar temiz sütuna yazılı ve açık arttırmada olmasa paha biçilemeyen,değerlerin gündeme 72 saatten fazla oturamaması,büyük bir çıkışın harikulade düşüşü,kayıp gözlerini açtığından,kapattığına ana kadar ıslak yüz.Bir serzeniş ilahi sanatın minarelerinde,hiç bir isim kimliğindeki gibi yakın değilken,bir tek bizim için uzak ölü yataklar diyarı ve bi o kadar yakın yaşayan yakın insanların yalakalıkları.Aynada ki gibi her şey 3 saniye sonra odakladığında karma hiçbir şeyin karışıklığı...
6 Mayıs 2017 Cumartesi
KONTROL
Doğru ve yanlışın etrafımızdaki insanlara göre şekillendirdiğimizi ve iyinin ve kötünün aslında insanlar tarafından belirlendiğini anlayacağımız vakit hayatın standart seviyesinde ne kadar sıkıcı olduğunu,bunaltıcı düşüncelerin içerisinde ruhumuzun yorgunluğunu vücudumuzda hissedince,başarabileceğimiz tüm şeylerin aslında yarıda kaldığını, vazgeçince üstüne yarım bıraktığımız şeylerin gözlerimizin önünde başkalarının tamamladığını görünce,edebiyat branşının bir roman yapıtında noktalama işaretleri kadar zor olan durumun,hukuk dalında adalet yapısına karşı sadistçe davranmamızın haz vereceğinin temennisini,kendimizi yabancılaştıracak şekilde emin olma söz konusunda inancımızın tıpkı bir ateist gibi inanmamaya inanmanın karmaşıklığı içerisinde olduğumuzu bilmenizi,bir farklılık ararken başkalarını yargılamaktan uzak durmanın vereceği erdemliği ve çok bildikçe susmanın ne kadar faydalı olacağını,istedikçe yetersizliği çaresizlikte arayacağımızı ve birisini anlamak isteyince kendimizi onun yerine koyarak empatide hoşgörü karşılayacağımızı,duygularımız kullanırsak,sahteliğinden kaçıp kuvvetli olduğumuzu anladığımız vakit bakışlarımızda buluşmaya bile gerek duymadan,insanlarla beş duyu organımızı kullanmadan gerçekleştirebileceğimiz bilgi aktarımında yaşayacağımız telepatinin doruklarında bir dahi gibi hissedip,neden kendimize bir kez olsun bu dünyada bir saniyeliğine de olsa tüm insanlardan farklı olduğumuzu anlamayacak kadar aptal olalım ? Kıralım kollarımızdaki prangaları,çılgınlıklarımızın taşmasını beklemek değilde onu kontrol altında tutmamızı öğrenelim,doğruyu-yanlışı,iyiyi yada kötüyü korkmadan yaşamak değilde,kimselere esir olmadan biz belirleyelim...
12 Mart 2017 Pazar
ÖZLEMEK
Beklemek sabırla yeni bir gülümsemeleri yarına,Kaygıların ensesinde soğuk bir nefes gibi.
Buğulu camların ardından,
Resmini çizmiş pencerelerin ardına...
Kaybetmek yüzündeki maskelerin acısını,
Farklı yüzlere karşı aynı mimikten izler,
Günah köprüsü, şeytan deresinde yüzer.
Elini tutan herkes yarasına söver...
Şanssızlık adını bilmediğin lavanta.
Kokusu genzine yabancı,mor ve ötesi,
Küflenmiş elleriyle,beyaz saten gömleği,
Ufacık yüzündeki tebessüm hediyesi...
Umut adını koyamadığı duanın ismi,
Bir berraklık sevgisinin yeşilliğinde,
Masum piyano notaları kadar sarmaşık,
Yağmurlu bir akşam özlüyor kendisini...
Kaybetmek yüzündeki maskelerin acısını,
Farklı yüzlere karşı aynı mimikten izler,
Günah köprüsü, şeytan deresinde yüzer.
Elini tutan herkes yarasına söver...
Şanssızlık adını bilmediğin lavanta.
Kokusu genzine yabancı,mor ve ötesi,
Küflenmiş elleriyle,beyaz saten gömleği,
Ufacık yüzündeki tebessüm hediyesi...
Umut adını koyamadığı duanın ismi,
Bir berraklık sevgisinin yeşilliğinde,
Masum piyano notaları kadar sarmaşık,
Yağmurlu bir akşam özlüyor kendisini...
10 Mart 2017 Cuma
ADI HEP SIR KALAN
İnsan vücuduna empoze edilmiş yüce bir duygunun adı;Sevgi ve buna en güzel şekil veren hissin adıdır;aşk.Aşk bazen çok garip geldiği gibi bazende çok basit gelebiliyor.Karşı tarafın lehine hayatının tümünü adayabilen nitekim uğruna(günümüz için geçerli değil)canını bile verebilene,zor durumda kalıp ardını düşünmemeye,kaybetme korkusuyla hiçbir şeyi kazanamamaya,sahip olmak için kendinden bile saklamaya,geleceğe dair prensiplerine ortak olmayı öngördüğün kişi için gözünü kırpmamaya,fedakarlık,vefalık,cefalık v.b duygu dolu terimlerin yer aldığı senaryonun sahnesidir aşk.
Aşk budur bu olmasına ama bide yaşayıp-yaşanamayan aşklar vardır.Tek taraflı yaşanabilen"modernleşmiş platonik aşk" ve yine inkılaplaşmış halk terimiyle"çifte kumrular"...Şu hususu da eklemek lazım"çifte kumrular olup bir tarafın kırılan kanat sonucu,tek taraflıya dönmesi"...Acı,tatlı ve masum...
Aşkın geçilmesi gereken görevleri arasında,duygusal bağın temeli icra eder.Yani doğuştan gelen özelliğin diyerek açıklamış olursak,altını çizerek söylüyorum karakteri,kişiliği has olanlar için;"tereyağından kıl çekmesi" kadar kolay olan durum,sadece kendi duygularının çıkarı için;"yaşayan şahsiyeti bozuk haysiyetsizler içinde" ne kadar şaşırtıcı olsa da,kolaydır...Nitekim görev geçilir geçilmesine ama ileride son bulamayan görevler için,muhakkak sonucu ortaya çıkar.Ne yazık ki yüzsüz insanlar yakayı ele verse de onların yüzünü hiçbir zaman göremezsiniz.
Aşkın bir ortak mevzusu da "umuttur".Umut yaşayanabilecek hayallere tutulan ışıktır,iki köprünün birbirine birleşmesi,kalbin kalbe kördüğümü,yaşam standartlarının en üst seviyesine huzurla ulaşabileceğinin temennisi,tüm zorluklara karşı el ele göğüs germesidir.Bunu platonik de çifte kumrularda yaşar.Çünkü aşkı büyütmek için;umut ekmek farz niyetinde durumdur...
Aşk için yazılabilecek çok şey mevcut ama yaşanabilecek kalbi bulmak tarihe adını altın harflerle yazmak kadar zordur.Aşkta üzülecek konu varsa sanırım umutların yitirilmesidir.Eğer sevmiyorsan veya sevmeyecekseydin,niye umut dolu gözlerle baktın isyanını yaşamaktır.Kısaca insanın duygularıyla oynamak dünyadaki en ağır günah ve çekilebilecek cezanın hükmünün bile olamaması kadar adaletsizleşmesidir.İşte buraya tüm insanların arayıpta bulamadığı güven duygusu girer ve bundan sonra yaşadığı tüm kir-pas olaylardan etkilenerek,bir volkanik patlama sonucu tüm duygularının tüm dünyayı sevebilecek kadar büyük yüreğe sahip olduğu sevgisini artık hiçbir şey için gülmeye yada o istediği mutluluğa bilhassa mutlu olamamaya mecali kalmaz.Yorgunluk tüm dünyanın ağırlığı hissettirir üstünde,bana ne oldu da bu kadar hassaslaştım soruları damarlarında gezen kanı karıncalaştırır.Besin kaybı,biyolojik zaman ve çevresinde gerçekleşen tüm olaylar bunun ona en acımasız hediyesidir.Gün geçtikçe ileri adım atan düşüncelerin inançsızlaşması senaryonun başrolü olur.Malum başaramamanın yarısıdır ve tam değilde yarım-yarım erirsin,yeniden başka biri olana kadar.Bunların hepsini yahut benzerini yaşadıysan bi nebzede olsa tadıp takmışsındır anıların madalyasını kolye gibi zihnine.Eğer bunları yaşayıpta bir kişi uğruna bu olanları suçlayıp bütün insanlardan çıkardıysan sen aşkı tatmayı bırak harbiden yaşamışsındır...
9 Mart 2017 Perşembe
PATLAMA
Harcanılan zamanın sebepsiz yere akması,yolun uzun olup nerede biteceğini ve durdurak bilmeyen şarkıların hep başa sarması..
İnsanın bir boşluğa dalıp kurtulamaması çırpındıkça güç kaybetmesi içindeki şeytanı bastıramaması.
Bir doğuş kadere yazılan ve pervasızça hayat tarzı, üzüntülerin içerinde...Hayatın bir başkasının yerinde hissetmesi kadar kısa,herkesle aynı düşünceye kapılarak yaşamak basit,birikim ve neye deşarj olacağını bilememek.Büyük bir patlama,okyanusun içindeki küçük bir Tatlısu Mikroorganizmaları gibi kaybolmak.
Geceler duygularını emen vampir misali ayakta ve gündüz en ağır atarax ilacı içen mumyalar gibi.Bir benzetme kederleri ağrı dağına yahut mutluluk, ailesini geçindirmek için mendil satan çocuklar...Merhamet duyunca kanı donan cebi paraya aç insanlar,gösteriş için yapılan kamera kayıtlarındaki yardımlar.Kuşlara bakıp ağlayan genç,ruhunu servetlere satan fakirler.Sorgusuz,bilememek,boşa vermek bunlar gibi basit teselliler

En acısı da bildiğin yolda yürüyememek.Neye hizmet yada kimin için bu mücadele ? Hayat başakalarını düşünmek için harcanılacak zaman değil.Bir oda var insanın içinde yalnız kendi sesini duymaktan aciz ve bir kapı var insanın beyninde cesaretini yediremediği için hep kaçış.Yarım kalan onca şeylerin başkaları tarafından tamamlanmasına sunulan pişmanlık.Ellerin bağlı değil fakat kendini hapsedip,düşüncelerinin mahkumu olmana ve yenilgiyi kabullenip itirazının olmamasına,kaçmak için plan kurarken ,ilk çıkışlarının karşısında gardiyan olmaya gözyumuyorsan sen doğmadan kör olmayı hak etmişsindir...
Harcanılan sebepsiz anılar,sonunu hissedememek,kulaklarında çınlayan şarkılar ve koskocaman bir boşluk.Hiçbir şey için geç değil inanmak gideceğin yolun yarısıdır ve kararsız kalmak aptallığın sanatıdır.Kolları sıvayıp paçaları toplamanın vakti geldi artık seni oturarak görmek değil seni ayakta alkışlamaları için patlayana kadar koş...
İnsanın bir boşluğa dalıp kurtulamaması çırpındıkça güç kaybetmesi içindeki şeytanı bastıramaması.
Bir doğuş kadere yazılan ve pervasızça hayat tarzı, üzüntülerin içerinde...Hayatın bir başkasının yerinde hissetmesi kadar kısa,herkesle aynı düşünceye kapılarak yaşamak basit,birikim ve neye deşarj olacağını bilememek.Büyük bir patlama,okyanusun içindeki küçük bir Tatlısu Mikroorganizmaları gibi kaybolmak.
Geceler duygularını emen vampir misali ayakta ve gündüz en ağır atarax ilacı içen mumyalar gibi.Bir benzetme kederleri ağrı dağına yahut mutluluk, ailesini geçindirmek için mendil satan çocuklar...Merhamet duyunca kanı donan cebi paraya aç insanlar,gösteriş için yapılan kamera kayıtlarındaki yardımlar.Kuşlara bakıp ağlayan genç,ruhunu servetlere satan fakirler.Sorgusuz,bilememek,boşa vermek bunlar gibi basit teselliler

En acısı da bildiğin yolda yürüyememek.Neye hizmet yada kimin için bu mücadele ? Hayat başakalarını düşünmek için harcanılacak zaman değil.Bir oda var insanın içinde yalnız kendi sesini duymaktan aciz ve bir kapı var insanın beyninde cesaretini yediremediği için hep kaçış.Yarım kalan onca şeylerin başkaları tarafından tamamlanmasına sunulan pişmanlık.Ellerin bağlı değil fakat kendini hapsedip,düşüncelerinin mahkumu olmana ve yenilgiyi kabullenip itirazının olmamasına,kaçmak için plan kurarken ,ilk çıkışlarının karşısında gardiyan olmaya gözyumuyorsan sen doğmadan kör olmayı hak etmişsindir...
Harcanılan sebepsiz anılar,sonunu hissedememek,kulaklarında çınlayan şarkılar ve koskocaman bir boşluk.Hiçbir şey için geç değil inanmak gideceğin yolun yarısıdır ve kararsız kalmak aptallığın sanatıdır.Kolları sıvayıp paçaları toplamanın vakti geldi artık seni oturarak görmek değil seni ayakta alkışlamaları için patlayana kadar koş...
8 Mart 2017 Çarşamba
FARKINDALI DÜŞÜNME
Bir sene daha geçiyor ömrümüzden ve geriye kalan her şeyi köşeye bırakıp ölüme sessizce yolculuk yapıyoruz.Seçimlerimiz bizim hayatımızın sembolü oluyor ve bunun uğruna kazanıp kaybetme davasında süreç boyu yolumuza devam ediyoruz.Kimilerimiz etrafı süsten ibaret insanlarla doldururken kimilerimiz bu davanın kutsallığına dayanarak yalnız kalmayı tercih ediyor.Herkese saygım sonsuz iken bu iradenin hakkını veremeyen bilinçsiz insanlara inanamıyorum.Insanda edepli düşüncenin husus göstermesi lazım,bir rengin varsa bürünmelisin ona,tonunu katmalısın ki renk sana işte bu benim! desin lakin sıkıntı şurada gökkuşağı gibi insanlar var bi yağıp bir güneş açıyor ne olduğu belli olmayan kişilerin,hedefleri gitmesi yöne saptansız olur.Attığını gidecegi yere tutturan düşünceler lazım ve o dusuncelerin ömür boyu kalıcı olması lazım.Insanlar böyle düşünmeye devam ederse ki düşünme konusunda biraz tereddütdeyim isteklerini elde edemeyeceklerinin farkına er yada geç sahip olurlar.Çıkacak sonuçlara katlamaları an meselesi olur birde bu katlanma sonuçu patlama evresi var,kendin ettin kendin buldun meselesine delirme var.Eğer bir karar verdiysen olacaklara saygılı olmasın çünkü bu senin tercihin,unutma kararsız kalmak aptalın kendini avutma sanatıdır..!
BAĞIMLILIK
Bağımlılık insanın evresinde olan vazgeçemediği soyut yada somut kavram.Bazen acısı büyük bazende verdiği hazzın mutluluğu.Kişi kendini nasıl,nerede bağlı buluyorsa buna engel olmaktan kaçınamıyorsa, zihnine kazıyamadığını kabul etmese de bağlımlı olduğunu kabullenmekte zor olur.Bağımlılık her insanın doğasında var,nasıl ki dünyaya geldiğin anda oksijeni içine çekip ölüm anına kadar devam ediyorsan,nefesini tutup kendini öldüremiyorsan iki dakika düşünüp oksijene bağımlı olduğu anlaman için sağlıksız değilsindir.Zamanın her geçen gün azaldığını ve insana nelerin zarar verebileceğini hissedememesi gibi olan, tıpkı yaşam serüveninde bir nefesin bile zor geldiği anlar gibi, ciğerimize ağır gelen dudak arasına sıkıştırdığımız bir dal sigara olan bağımlılık bunların en basit somut ve soyut kavramlarından.İdrak doğrultusunda tutumumuzun bir çizgisi ve hedeflerimizin bir doğrultusunda dengesini sağlayabiliyorsak bağımlı saydığımız şeylerin cazibesinden kurtulabiliriz.Bunun için içimizdeki verdiğimiz savaşa hazırlıklı olmamız gerekir,yani lider olmak için senin arkanda duracak düşüncelere sahip olmamız gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




