İnsanın bir boşluğa dalıp kurtulamaması çırpındıkça güç kaybetmesi içindeki şeytanı bastıramaması.
Bir doğuş kadere yazılan ve pervasızça hayat tarzı, üzüntülerin içerinde...Hayatın bir başkasının yerinde hissetmesi kadar kısa,herkesle aynı düşünceye kapılarak yaşamak basit,birikim ve neye deşarj olacağını bilememek.Büyük bir patlama,okyanusun içindeki küçük bir Tatlısu Mikroorganizmaları gibi kaybolmak.
Geceler duygularını emen vampir misali ayakta ve gündüz en ağır atarax ilacı içen mumyalar gibi.Bir benzetme kederleri ağrı dağına yahut mutluluk, ailesini geçindirmek için mendil satan çocuklar...Merhamet duyunca kanı donan cebi paraya aç insanlar,gösteriş için yapılan kamera kayıtlarındaki yardımlar.Kuşlara bakıp ağlayan genç,ruhunu servetlere satan fakirler.Sorgusuz,bilememek,boşa vermek bunlar gibi basit teselliler

En acısı da bildiğin yolda yürüyememek.Neye hizmet yada kimin için bu mücadele ? Hayat başakalarını düşünmek için harcanılacak zaman değil.Bir oda var insanın içinde yalnız kendi sesini duymaktan aciz ve bir kapı var insanın beyninde cesaretini yediremediği için hep kaçış.Yarım kalan onca şeylerin başkaları tarafından tamamlanmasına sunulan pişmanlık.Ellerin bağlı değil fakat kendini hapsedip,düşüncelerinin mahkumu olmana ve yenilgiyi kabullenip itirazının olmamasına,kaçmak için plan kurarken ,ilk çıkışlarının karşısında gardiyan olmaya gözyumuyorsan sen doğmadan kör olmayı hak etmişsindir...
Harcanılan sebepsiz anılar,sonunu hissedememek,kulaklarında çınlayan şarkılar ve koskocaman bir boşluk.Hiçbir şey için geç değil inanmak gideceğin yolun yarısıdır ve kararsız kalmak aptallığın sanatıdır.Kolları sıvayıp paçaları toplamanın vakti geldi artık seni oturarak görmek değil seni ayakta alkışlamaları için patlayana kadar koş...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder